Ayetullah Hamaney, söz konusu projeye ilişkin ellerinde somut kanıtlar bulunduğunu iddia ederek, "Bu girişimin Suriye'nin meşru yönetimini hedef alarak bölgeyi istikrarsızlaştırmayı amaçladığı açıktır" dedi.Hamaney, bu planın
suriye halkının iradesini hiçe sayan bir müdahale olduğunu ve İran'ın bu tür girişimlere karşı Suriye’nin yanında durmayı sürdüreceğini ifade etti.

Bölgesel İstikrar ve Direniş Mesajı
Hamaney, konuşmasında özellikle bölgesel dayanışmanın ve direniş ekseninin önemine dikkat çekti.Ona göre, ABD ve İsrail'in bölgedeki varlığı, çatışmaları ve istikrarsızlığı artıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Hamaney, "Suriye'nin hedef alınması, sadece bu ülkenin değil, tüm bölgenin bağımsızlığını tehdit eden bir stratejinin parçasıdır" diyerek, dış müdahalelere karşı güçlü bir duruş sergilenmesi gerektiğini vurguladı.
Suriye ve İran Arasındaki Bağlar
İran’ın Suriye ile olan stratejik ilişkilerine de değinen Hamaney, iki ülke arasındaki dayanışmanın bölgesel barış ve istikrar açısından hayati olduğunu ifade etti."Suriye halkı ve hükümeti, yıllardır dış baskılara karşı kararlı bir şekilde direniyor. İran, bu süreçte kardeş ülke Suriye'nin yanında olmayı bir görev bilmiştir" şeklinde konuştu.
İsmi Verilmeyen Üçüncü ÜlkeHamaney'in açıklamasındaki üçüncü ülke ifadesi, dikkatleri üzerine çekti. Bu ülkenin ismini vermemesi spekülasyonlara yol açarken, bölgesel gözlemciler söz konusu ülkenin Türkiye ya da Ürdün olabileceğini öne sürdü.Ancak Hamaney'in doğrudan bir açıklama yapmamış olması, bu konuda net bir değerlendirme yapılmasını zorlaştırıyor.
İran'ın Bölgesel PolitikasıBu açıklamalar, İran’ın bölgesel politika stratejilerini bir kez daha gündeme taşıdı. Hamaney’in ifadeleri, İran'ın bölgedeki müttefikleriyle olan ilişkilerinin yanı sıra, dış müdahalelere karşı sergilediği duruşunu da pekiştiriyor.İran, uzun süredir ABD ve İsrail'i Ortadoğu'daki çatışmaların temel sorumluları olarak nitelendiriyor ve bu doğrultuda bölgedeki nüfuzunu artırmaya yönelik adımlar atıyor.Hamaney'in bu açıklamaları, Suriye'deki iç savaşın uluslararası boyutlarını ve bölgede yaşanan karmaşık güç dengelerini bir kez daha gözler önüne serdi. Bölgedeki gelişmelerin nasıl şekilleneceği ise zamanla netleşecek.İran'ın dini lideri Ali Hamaney, Suriye'deki iç savaşın temel aktörlerinden biri olan Beşar Esed'in devrilmesinin, ABD, İsrail ve ismini açıklamadığı ancak Suriye'nin komşusu olan bir ülke tarafından planlandığını öne sürdü.Hamaney, bu iddialarına dair kanıtlarının bulunduğunu belirterek, Suriye'deki olayların esas olarak Amerika ve İsrail'in çıkarları doğrultusunda şekillendiğini savundu.Konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Hiç şüphe yok ki Suriye’de yaşananlar, Amerika ve İsrail'in komuta odasında planlandı.Bunun delilleri var. Suriye'ye komşu hükümet de işin içinde ama asıl komplocu Amerika ve İsrail'dir” şeklinde konuştu.
İRAN’IN STRATEJİK HESAPLARI SARSILDIUzmanlar, Suriye sahasında Beşar
esad rejiminin devrilmesinin ardından en büyük kaybedenin İran olduğunu vurguluyor.İran, Suriye'deki Şii Hilali ve Direniş Ekseni adı verilen stratejik planları doğrultusunda, Lübnan'daki Hizbullah ile kara bağlantısını sağlayarak bölgedeki nüfuzunu artırmayı hedefliyordu. Ancak savaşın gidişatı, Tahran'ın bu stratejik hedeflerini büyük ölçüde sekteye uğrattı.Lübnan ve Suriye'deki etkinliklerinin zayıflaması, İran’ın bölgedeki güç dengesinde önemli bir kayba yol açtı.Ayrıca, Şii Hilali ve Direniş Ekseni gibi kavramlar, Esad’ın hükümetinin devrilmesiyle birlikte İran’ın stratejik vizyonunda ciddi bir darbe aldı.
HTŞ LİDERİ COLANİ’NİN AÇIKLAMALARISuriye’deki muhalif gruplardan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed Colani, Suriye'de Esad’ın devrilmesinin ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.Esad'ın devrilmesinden sonra Suriye'nin istikrara kavuştuğunu, HTŞ'nin savaşçılarının dışarıdan herhangi bir destek almadıklarını ve buna rağmen ülkenin büyük bir kısmında kontrolü sağladıklarını ifade etti.Colani, "Suriye'nin büyük şehirlerini ele geçirdiğimizde dış destek almadık. Şam’a kadar ilerlememiz, Esad'ın sonunu hazırladı" diyerek, kendi güçlerinin tamamen yerel kaynaklarla hareket ettiğini belirtti.Suriye’deki iç savaş, 13 yıl süren kanlı çatışmaların ardından önemli bir dönemece girmişti. 27 Kasım’da HTŞ öncülüğündeki muhalif gruplar, büyük bir operasyon başlatarak Suriye’nin ikinci büyük şehri Halep’i hızla ele geçirdi.Ardından Hama ve Humus da kontrol altına alındı. Bu gruplar, yaklaşık 10 gün içinde Şam’a kadar ilerleyerek Beşar Esad’ın rejimini devirdi. Esad ve ailesi, sonrasında Rusya’ya kaçtı, bu da Esad’ın iktidarının sonunu işaret etti.
ESAD REJİMİNİN ÇÖKÜŞÜSuriye’deki iç savaşın başlangıcından bu yana, Batılı ve bölgesel güçler tarafından desteklenen muhalif gruplar, Esad rejimine karşı uzun süreli bir direniş gösterdi.Ancak Esad’ın devrilmesinin ardından, ülkedeki yönetim boşluğuna karşı ciddi bir askeri ve politik mücadele başlatıldı.Beşar Esad’ın devrilmesi, yalnızca Esad’ın siyasi varlığını değil, aynı zamanda İran’ın bölgedeki stratejik hedeflerini de tehdit etti.Rusya’nın Suriye’deki müdahalesi ise bu denklemin seyrini değiştirdi. Esad’ın devrilmesi, İran’ın Suriye üzerindeki etkisini kaybetmesine yol açarken, Rusya’nın artan nüfuzu, İran’ın bölgedeki konumunu daha da zora soktu.Suriye’deki iç savaş yalnızca Beşar Esad’ın siyasi geleceğini etkilemekle kalmadı, aynı zamanda bölgesel güçlerin stratejik hesaplarını da değiştirdi.İran, bu krizden en büyük kaybeden olarak çıkarken, Rusya ve ABD gibi büyük güçler, bölgedeki etkilerini daha da pekiştirdi.