2025 yılına gelmiş bir dünya; yapay zekâda çığır açmış, uzaya yerleşim planları yapmış, dijital çağın en ileri basamağında olduğunu iddia eden bir insanlık. Ancak aynı dünya, yeryüzünde göz göre göre işlenen bir soykırıma sessiz kalıyor: Gazze. İnsan haklarının, uluslararası hukuk kurallarının, medeniyet söylemlerinin hiçe sayıldığı, çocukların, kadınların, sivillerin hedef alındığı bir yok ediliş yaşanıyor. Üstelik bu yok ediliş; sadece bombalarla, füzelerle değil, aynı zamanda bilgiyle, iletişimle, algıyla ve dijital sansürle gerçekleştiriliyor.
Gazze'de yaşananlar, artık sadece askeri bir saldırı ya da çatışma değil; sistematik bir yok etme, yani soykırım boyutuna ulaşmış durumda. 1948 yılında şiddetini artırarak başlayan saldırılar, aradan geçen 77 yılda sadece can kaybını değil, bir halkın kolektif hafızasını, kültürünü, varlığını da hedef aldı. İnsanlar evlerinde canlı canlı yakıldı, sağlık çalışanları hedef alındı, çocuklar enkaz altında bilinçli olarak bırakıldı. Sivil altyapı tamamen çöktü; elektrik, su, sağlık, eğitim yok edildi. Bu, modern çağın tanıklık ettiği en trajik insanlık suçlarından biri haline geldi.
Ancak daha trajik olan, tüm bunlar yaşanırken dünyanın bu felakete karşı gösterdiği derin sessizliktir. Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmaması, uluslararası toplumun etkisizliği ve özellikle dijital platformlarda uygulanan sansür politikaları, Gazze halkının sesi olabilecek tüm kanalları boğmaktadır. Sosyal medya devleri, Gazze ile ilgili içeriklere kısıtlama getirerek algıyı sistematik biçimde bastırmakta, görsel ve yazılı paylaşımlar ya görünmez kılınmakta ya da hesaplar tamamen engellenmektedir. Bu, dijital çağın en sinsi sansür biçimidir. Gerçekleri gösteren içerikler gizlenmekte, dünya kamuoyu gerçeklerle buluşturulmamaktadır. Böylece soykırım sadece sahada değil, sanal dünyada da sürdürülmektedir.
İronik olan ise, bu soykırımı gerçekleştiren İsrail’in tarihte benzer bir trajediyi yaşamış bir halkın devleti olmasıdır. Yahudi soykırımı, 20. yüzyılın en büyük insanlık suçlarından biri olarak kabul edilirken, bugün bu travmadan doğmuş bir devletin, aynı suçu başka bir halka reva görmesi, tarihin en karanlık çelişkilerinden biridir. İsrail’in “güvenlik” bahanesiyle Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirmesi, 21. yüzyılda kolektif cezalandırmanın en somut örneğidir. Bu durum, sadece uluslararası hukukun değil, insan vicdanının da yok sayıldığını gözler önüne sermektedir.
Gazze, bugün sadece bir coğrafya değil, insanlığın vicdanıdır. Orada yaşananları görmezden gelmek, sadece bir halkın değil, insanlığın topyekûn kaybı demektir. Sessizlik, tarafsızlık değildir; zulmün ortağı olmaktır. 2025’in teknolojik ve siyasi gücüne rağmen, hâlâ bir halkın göz göre göre yok edilmesine engel olunamıyorsa, bu çağın insanlığından da, ilerlemesinden de söz etmek mümkün değildir.
Bugün Gazze için ses çıkarmak, aslında insanlığın onurunu savunmaktır. Sessiz kalmak ise, tarihe utançla geçecek bir suçun ortağı olmaktır. Ve tarih, bu sessizliği de unutmayacaktır.


