Siyaset arenasında sıkça karşılaştığımız "hem suçlu hem güçlü" klişesi, bugün Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nde adeta ete kemiğe büründü.
Temmuz ayının ilk oturumu gerçekleştiği bugün, Meclisin tam bir uyum ve huzur ortamında kapanacağı düşünülürken, CHP Grubu’nun bir kez daha sorumluluktan kaçmak ve gündemi bulandırmak adına meclis salonunu terk etmesi, yerel siyaset tarihindeki yerini aldı. Ancak bu kaçışın arkasındaki gerçekleri, manipüle edilmeye çalışılan rakamları ve perdenin arkasındaki asıl niyetleri net bir şekilde ortaya koymak gerekiyor.
Mustafa Bozbey’in tutuklanmasının ardından meclis içi seçimle göreve gelen Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’nın başkanlığında toplanan mecliste, CHP Grup Sözcüsü Yücel Akbulut’un belediyedeki işten çıkarmaları ve görevden almaları gündeme getirerek bir "hesap sorma" tiyatrosu sahnelemek istediği görüldü. Oysa hesap sormak, arkasında temiz ve tutarlı bir sicil barındırmayı gerektirir.
Şahin Biba’nın, Bozbey yönetimi döneminde haksız yere ekmeğinden edilen 4 bin 599 kişinin hesabını sorması üzerine CHP grubunun içine düştüğü derin sessizlik, aslında her şeyi özetliyordu. Yücel Akbulut, daha önce açıklamalar yapıldığını iddia etse de kamuoyunu tatmin edecek, mantık çerçevesine oturan tek bir somut açıklama meclis tutanaklarına geçmedi. Ortaya konulan tek şey, bahanelerin arkasına sığınma çabası oldu.
Rakamlar Yalan Söylemez:
Tasfiye ve Kadrolaşma Bilançosu
CHP yönetiminin en büyük bahanesi, geçmiş döneme yönelik haksız bir "fazla işçi" suçlamasıydı. Güya belediye kadroları şişirilmişti ve kendileri bir "düzeltme" yapıyordu. Ancak resmi veriler ve somut bilanço, iddia edilenin tam tersi bir gerçeği, bir tasfiye ve kadrolaşma operasyonunu işaret etmektedir:
İşten Çıkarılanlar: 31 Mart 2024 ile 31 Mart 2026 arasındaki iki yıllık süreçte Bursa Büyükşehir Belediyesi'nde tam 4.599 kişinin işine son verildi.
“Kadro fazlası var" bahanesiyle binlerce aileyi ekmeksiz bırakan zihniyet, aynı dönemde kapalı kapılar ardında 5.387 kişiyi işe aldı.
Bu tezat, yapılan operasyonun mali bir tasarruf veya disiplin hamlesi değil, tamamen kendi tabanına yer açma ve siyasi kadrolaşma hamlesi olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır.
Daha da vahimi, bazı kaynakların aktardığı ve kulislerde yüksek sesle konuşulan 1 Nisan iddialarıdır.
Mustafa Bozbey’in gözaltına alınmasının ardından Şahin Biba’nın göreve geçiş sürecindeki o kritik geçiş döneminde (veya 1 Nisan’da), Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne apar topar 1.000 yeni işçi alındığı belirtilmektedir. Bu hamlenin, yeni gelen yönetimin işleyişini zorlaştırmak, belediyedeki idari disiplini kilitlemek ve yeni yönetimin üzerine yıkılacak olumsuz bir algı bırakmak adına yapıldığı açıkça görülmektedir. Kendi siyasi ikballeri uğruna koskoca bir şehrin belediyesini kilitlemeyi göze alan bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız.
Mağduriyet Edebiyatı ile Gerçeklerden Kaçmak
Meclis oturumunda Şahin Biba’nın sarf ettiği ve salondaki gerilimi tırmandırdığı iddia edilen "Açılın, kızaran yüzünü görmek istiyorum" sözleri, CHP Grubu için adeta can simidi oldu. Sorulan 4 bini aşkın işçinin hesabına, verilen çelişkili kararlara ve arkada bırakılan idari enkaza cevap veremeyen Yücel Akbulut ve ekibi, bu ifadeyi bahane ederek meclisi terk etti.
Bu toplu salonu terk etme eylemi, bir haysiyet protestosu değil; köşeye sıkışmışlığın, verilmeyecek hesabın ve kaçış sendromunun bir dışavurumudur.
Özür beklediklerini söyleyerek salonu terk edenlerin, aslında Bursalıların karşısına çıkıp iki yıldır belediyede neden oldukları idari kaosun özrünü dile getirmeleri gerekmektedir.
CHP Grubu’nun meclisi terk etmesiyle kesilmeyen oturum, gerçeğin er ya da geç ortaya çıkma huyunu bir kez daha tescilledi. Bursa halkı; ajitasyonla, suni gerilimlerle ve mağduriyet edebiyatıyla gerçeklerin üzerinin örtülmesine müsaade etmeyecektir. Ortadaki 4.599 işten çıkarma ve buna karşılık alınan 5.387 işçi bilançosu, kimin halkın çıkarını düşündüğünü, kimin ise sadece koltuk ve kadro peşinde koştuğunu en çıplak haliyle göstermektedir. CHP, meclis salonlarından kaçabilir; ancak Bursalıların hafızasından ve vicdanından kaçamayacaktır.
Ayrıca BURSA CHP örgütünün Ankara CHP Genel Merkezinşn talimatıyla basın ile sözleşmeyi fesh etmiş ve akıllarınca cezalandırma usülü ile terbiye etmeye cüret etmiştir. Biz bunları unutmadık. Ve bu durum CHP’nin acı utancı olarak kalacak.
Meclis Çatısı Altında Gazetecilik Etiği Skandalı
Gazetecilik, özü itibarıyla topluma karşı sorumluluk taşıyan ve belli meslek ilkelerine dayanması gereken bir disiplindir. Ancak bugün Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde yaşananlar, bu köklü meslek etiğinin nasıl hiçe sayılabileceğini açıkça gözler önüne serdi.
Bugünkü meclis oturumu sırasında, CHP Grup Sözcüsü'nün salonu terk etmesinin hemen ardından gazeteci Yaman Kaya’nın da adeta o siyasi heyetin bir parçasıymış gibi arkalarından çıkıp gözden kaybolması, sıradan bir salondan ayrılma eylemi değildir. Bir belediye meclisinde veya siyaset merkezinde, bir gazetecinin siyasi bir grupla bu denli ortak hareket ediyormuş görüntüsü vermesi, safını açıkça belli eden bir duruş sergilemesi kesinlikle etik dışıdır. Gazeteci, meclis salonunda bir gözlemcidir; bir siyasi grubun destekçisi veya refakatçisi gibi davranamaz.
Nitekim bugün yaşanan bu olay, meclis salonunda görev yapan ve mesleğin saygınlığını korumaya çalışan diğer tüm gazeteciler arasında çok büyük bir tepkiye ve derin bir rahatsızlığa yol açmıştır. Sahada ilkeleriyle var olmaya çalışan basın mensupları, bu manzarayı haklı olarak mesleklerine sürülmüş bir leke ve tam anlamıyla bir "skandal" olarak nitelendirmektedir. Medya mensuplarının meclis koridorlarında ve kulislerde sıcağı sıcağına dile getirdiği bu ortak öfke, mesleki yozlaşmaya karşı gösterilmiş haklı bir reflekstir.




