Dünya, İran/ABD/İsrail üçgeninde gel, git savaşına odaklandı.
İran Devrim muhafızları içinde de, ABD de, hele ki İsrail de de, bu savaşın bitmesini asla istemeyen klikler var.
Ne Trump istediği gibi bu savaşı bitirebiliyor, ne de İran rejimi, İsrail ise köşesinde oturmuş karşıklık ve kriz karşısında avuçlarını kavuşturuyor, sinsice sırıtarak.
Tam bir Meksika açmazı hali.
Her taraf birbirinin kafasına silah dayamış, ilk kim tetiği çekecek, o bekleniyor.
Dünya ekonomisi için, tabii kriz üstüne kriz.
Bu kriz, halk olarak bizi etkilese de, devlet olarak ve ülke olarak kazançlı çıkıyoruz.
Nasıl mı?
Birinci olarak, uluslararası hava taşımacılığının şu an gözbebeği İstanbul Havalimanı.
Sürekli büyüyen, ve bu saçma sapan savaş başladı başlayalı daha da büyüyen, gelişen ve karını katlayan, şüphesiz Türk Hava Yolları.
Coğrafya kaderdir. Doğru, bizim açımızdan aslında çok karlı bir kaderdir.
Körfez ülkelerinin meşhur hava yolları, an itibariyle yerde kalmak zorunda, prestijli Havalimanları ise ölü konumunda.
Qatar Airways, Ethiad, Emirates, senelerdir yanlış bir politika izlediler ve uçak filolarını A380 gibi süper jumbo jetler aldılar.
Bu uçakların konmasına uygun havalimlarının sayısı ise çok kısıtlı.
Elbette THY de büyük uçaklar almış olsa da, her havalimanına iniş yapabilecek uçaklar çoğunluğu sayesinde, dünyanın her yerine uçabiliyor ve bu yüzden de, dünyanın en çok destinasyon noktası bulunan hava yolları.
İkincisi, savunma sanayiinde, ABD ve AB ürünlerinin aslında hiçbir işe yaramadığını gören, başta Körfez ülkeleri, ama pek çok başka ülke de, başka KAAN olmak üzere, alım stratejilerini, Türk şirketleri lehine değiştirdiler.
Öyle ki, KAAN nın ön anlaşma sayısı bini geçti.
Öyle ki, Almanya, Belçika gibi ülkeler, şimdi Türkiye den Tayfun blok 4 ve Yıldırımhan füzeleri almak için resmen girişimlerde bulundular.
Ve bu sadece bu iki ülke ile de sınırlı değil.
Diğer silah sistemleri ve savunma sistemlerinden daha bahsetmiyorum bile.
Türkiye, Libya, Azerbaycan, Afrika gibi ülkelerde, Suriye de, her şekilde rüştünü ispatladı.
Hatta, çok yakın bir zamanda, AB nin, Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmesi, hiç kimse için sürpriz olmasın.
Ancak Türkiye’nin de bunu rededeceği de kimse için sürpriz olmasın!
Türkiye, son on yılda, her konuda, sessiz, sedasız ve, sözümona gelişmiş ülkelerin hakir görmeleri altında inanılmaz bir sıçrayış gerçekleştirdi.
Şimdiki durum ise çok daha değişik.
Dün hakir görenler, bugün kapımızda dolanmakta, zira, Baykar, bildiğiniz gibi Leonardo savunma şirketi ile ortak, Piaggio Air i ise satın almıştır.
Yani dün Baykarı satınaalmak isteyenleri Baykar bugün teker, teker satınalmaktadır.
**
Gelelim iç işlerimize
Aslında olup bitenleri son yazımızda izah ettik, şimdi ise biraz daha derinleştirelim.
Birinci olarak şunu söylemek isterim ki, Ekrem İmamoğlu denilen suç örgütü lideri zanlısının, dışarıya erişimi kesilmelidir, hem de behemehal!
Bu kriminal tipin, ülke huzurunu daha çok rahatsız etmesine izin verilmemelidir.
*
Her kim ki, Kılıçdaroğlu gelecek, CHP değişecek falan gibi romantik rüyalar gördü ise de, sanırım artık, yavaş yavaş utanmaya başlamıştır.
Çünkü öyle bir şey, asla olmayacak. Olamaz da.
Olamaz, çünkü dün olup bitenlerin müsebbibi zaten Kılıçdaroğlu yönetiminden başka bir şey değil de ondan.
Rüşvet, İrtikap, FETÖ konularında her iki tarafında heybeleri dolu.
İki tarafta masum değil.
Kılıçdaroğlu, birileri tarafından ekarte edildi, çünkü bir gelecek vaadetmiyordu.
Ancak yerine getirdikleri, Kılıçdaroğlu ve ekibini solda sıfır bıraktı, azdıkça azdı, kudurdukça kudurdu.
İşi, gücü bırakıp, tüm politikalarını İmamoğlu ve suç örgütünün savunmasına endeslediler.
Ancak çırpındıkça daha da büyüyen bir bataklığa battılar.
Bunu da tamamen kendi iç dinamikleri ile yaptılar aslında.
Buraya kadar her şey bilinen, görünen faktlar.
Ancak bir de görünmeyen bir ajanda var.
İlk kez Lütfü Savaşın dile getirdiği, uluslararası güçler, şunu anladılar:
CHP, kimin yönetiminde olursa olsun, hiçbir şekilde AK Partisinin karşısında gerçek bir alternatif değil, asla da olmayacak!
Yani, Sayın Erdoğanı devirmek için, CHP li altılı masa bile yetersiz kaldı.
Bu radikal bir düşünce deeğişimine yol açtı, o da CHP nin tasfiyesi, tamamen olmasa bile, siyaseten bir anlamı olmayan, tabela Partisi konumuna getirmek.
Karşılığında ise, CHP yönetiminde kendilerine biatlı olanlara, ya yeni bir parti, ya da mevcut bir Partide, “eski bir Cumhurbaşkanı” liderliği, ya da adaylığında seçimlere girebilmek.
Tabii bunun için CHP nin feci bir şekilde yıpranması lazım, ve zaten an itibariyle de epey zarar aldı, ki, 07 Haziran ara, belde seçimlerinde büyük bir hezimet aldılar.
Tabii, ban fakir bunları biliyor isem, Devlet de bunları hayli hayli biliyordur ve gereken adımları atmıştır, veya atmaya devam ediyordur.
Türkiye artık o eski Türkiye değildir.
Başta iki dünya markalarımız, THY ve BAYKAR olmak üzere, bu kadar başarılı oluyorlar ise, bu evvela Türk Devletinin çelik iradesi, şahsiyetli dış siyaseti ve feraseti sayesindedir.
Bunlar da elbette, güçlü bir savunma sanayii sayesinde olmuştur.
Bu alanda Türkiye, tamamen kapalı devre, iç içe geçmiş ve mükemmel bir uyum içinde çalışan bir konsept ortaya koydu.
Hava savunma sistemi “Çelik Kubbe”, birbirleri ile uyum içinde çalışan ve öngörülemez kabiliyetler ile donatılmış bir insansız hava kuvvetleri, elektronik harp sistemleri, yeni silah ve silah sistemleri ile donatılmış bir Kara kuvvetleri, bir çok devleti gerisinde bırakmış ve sürekli gelişen bir deniz kuvvetleri.
Fakat en önemlisi ise, kimsenin duyup görmediği, bilmediği, ama dünyayı korkutan bir İstihbarat teşkilatı.
İşte bunlar olunca, şahsiyetli bir dış politika da olur, siz, bölgesel bir Aktör olmaktan çıkıp, Uluslararası bir süper güç konumuna da terfi edersiniz.
Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam



