Emin ADANUR hikâyesini ve gelinen süreci yazmaya karar verdim.
Çünkü son günlerde benim hakkımda ileri geri konuşan, iftiralar atan zihniyetin; bunu yalnızca bana değil, yıllardır siyasetçiler hakkında da sistematik biçimde yaptığını, Sayın Faruk Çelik’in gerçekleştirdiği basın toplantısından sonra çok daha net idrak ettim.
Bu “iddialar ve dedikodular” meselesini Sayın Faruk Çelik ve danışmanlarıyla enine boyuna masaya yatırdık.
Ortaya çıkan tablo şuydu:
Sadece benimle ilgili değil, bazı siyasetçiler hakkında da öyle senaryolar, öyle kulis hikâyeleri dolaşıma sokulmuş ki; bu söylentilere Sayın Çelik’in dahi bir noktada inanmış olduğu anlaşılıyor.
GELELİM EMİN ADANUR İLE YAPTIĞIM CANLI YAYININ İÇ YÜZÜNE
Emin ADANUR ile yapılan Instagram canlı yayını, tamamen gazetecilik refleksiyle alınmış bir karardır.
Amaç; bir farkındalık oluşturmak, kamuoyunun dikkatini devam eden bir yargı sürecine çekmekti.
İstanbul’da gerçekleşen operasyonların Bursa’ya da sıçrayabileceği yönünde kulislerin konuşulduğu bir dönemde,
2025 Ocak ayında Bursa 53. Asliye Ceza’da başlayan yargı sürecinde bir hareketlenme olduğu görülüyordu.
Bu dosya benim için yeni değildi; 2019 yılında da içeriğine dair bilgi sahibiydim.
İddialara konu olan müteahhit grubunun, geçmişte Mustafa Bozbey ile yakın çalıştığı da kamuoyunda konuşulan bir başka başlıktı.
Devletin hassasiyetlerini okumayı, süreci analiz etmeyi bilen bir gazeteci olarak;
yaklaşık 8 ay önce Turgay Erdem ve beraberindekiler hakkında suç duyurusunda bulunan, itirafçı sıfatıyla sürece dahil olan Emin ADANUR ile bir canlı yayın yapma kararı aldım.
Bu karar spontane gelişti, teklifi de bizzat ben yaptım.
Yayın süreci ilk etapta son derece seviyeli ilerledi ve Bursa’da ciddi bir yankı uyandırdı.
Emin ADANUR’un da ortak görüşü şuydu:
İtirafçı olarak başlattığı yargı sürecinin daha fazla konuşulması gerekiyordu.
ANCAK…
Cesur haberleriyle tanınan gazeteci Burak Keleş’in, iddiaya göre gözaltı süreci sonrasında yaşadığı korkuyu perdelemek adına,
kulaktan dolma, teyitsiz bilgilerle bana yönelik bir kirletme operasyonuna girişeceğini hesap edemedim.
Kulislerde konuşulanlara göre; bu yayın kırpılarak, sanki aramızda bir para kavgası varmış gibi servis edildi.
Bu bilgileri kimlerin dolaşıma soktuğunu biliyorum.
Hatta o sözde gazeteci kişinin, daha 10 gün önce gözlerimin önünde kimlerden neler talep ettiğini de…
Bunları da elbette günü geldiğinde yazarım.
Ama konumuz bu değil.
“BİRİLERİ TARAFINDAN YÖNLENDİRİLDİK” İDDİASI
Benim hakkımda ortaya atılan bir başka iddia ise;
Bu yayının ve sürecin, “birileri tarafından yönlendirildiği” yönünde.
Bu iddiayı Sayın Faruk Çelik ile açık açık konuştum.
Burak Keleş’i ve Emin ADANUR dosyasını sürece tamamen benim dahil ettiğimi,
hiçbir siyasetçinin bizi yönlendirmediğini net biçimde ifade ettim.
İddialarda adı geçen kişiyle, bırakın yönlendirmeyi, bu konunun hiç konuşulmadığını da Sayın Çelik’in özel kalemine kadar anlattım.
Ayrıca ismi bilinçli olarak vermiyorum:
O kişi, bu tür işlere tenezzül etmeyecek kadar mesafeli,
duvarları olan, son derece kaliteli bir isimdir.
Bu konular onunla konuşulamaz bile.
Diğer bir iddia ise siparişle yazı yazdığım.. Kimine göre bin lira kimine göre 10 bin lira karşılığında yazılar yazdığım iddiası. Bu da diğer iddialar gibi saçma sapan bir iftira. Bırakın siparişle yazı yazmayı bana kimse bugüne kadar teklif etmeyi cesaret bile edemedi. Hiç kimse benden böyle birşey rica etmedi. Zaten aklı olan biri evli ve çocuklu bir gazeteciden bunu istemeye cesaret edemez. Zira bunun getireceği riskleri bilir.
BİR CANLI YAYIN, NASIL BİR SENARYOYA DÖNÜŞTÜ?
Tamamen gazeteci refleksiyle başlayan bir süreç;
öyle dallanıp budaklandırıldı, öyle senaryolar yazıldı ki, insan hayret ediyor.
Spontane gelişen bir canlı yayın kararı,
bizi “tetikçi”, “yönlendirilmiş gazeteci” gibi yaftalarla anılan bir noktaya taşıdı.
Oysa ben;
yorum katmadan,
kimseyi açık hedef haline getirmeden,
süreci gazetecilik sınırları içinde götürdüm. Hedefim Bursa kitlesine ulaşmaktı. Zira 2 yıl öncesine kadar ulusal habercilik tarafımı ön plana çıkararak yerelde yazmadım. Benim de buna göre bir kitlem oluşmuş İstanbul odaklı bir takipçi kitlem vardı.
Ve evet, bu birçok gazetecinin yapmaya cesaret edemediği bir habercilik örneğiydi. Müthiş ses getirdi. İş dünyasından tutun siyaset dünyasına kadar telefonla arandım. Ankara dahil bu konuyu çok yakından takip eden iller var.
FARUK ÇELİK’İN AÇIKLAMALARI VE SORU İŞARETLERİ
Mustafa Bozbey ile ilgili ortaya atılan ortaklık iddialarına da değinen Çelik, net ve mesafeli bir çerçeve çizdi.
Sözleri, kişisel çıkarla kamu sorumluluğu arasına kalın bir çizgi çekme ihtiyacını hissettiğini vurguladı..
Bozbey’i, Bursa’da en az temas ettiği siyasetçilerden biri olarak tanımlayan Çelik, bu ilişki (Mustafa Bozbey) üzerinden yürütülen iddialara da dolaylı bir cevap verdi:
Kendisinin bugüne kadar ne şahsi bir talebi oldu ne de kişisel bir beklenti içine girdi.
Vurgusu açık:
Eğer bir talep olacaksa, bu kamu adına, millet adına olur.
Kişisel menfaat üzerinden kurulacak bir ilişkiyi ise hem anlamsız hem de yersiz buluyor.
“Şahsım adına ne isteyebilirim?” sorusu, aslında tartışmanın merkezine bırakılmış net bir cümle olarak kayda geçiyor.
Sayın Faruk Çelik’in basın toplantısında haklı olduğu noktalar vardır, inkâr etmiyorum.
Ancak bu meselenin bir de “ama”sı var.
Faruk Çelik hakkında konuşulan iddiaların hiçbirinin somut belgesi yok.
Ancak Bursa’da ve Ankara’da “kodaman” diye tabir edilen bazı çevrelerin,
bu dedikoduları doğruladığını söylediği de kulislerde konuşuluyor.
Faruk Çelik’in yakın çevresinden gelen bazı söylemlerle,
Mustafa Bozbey ile çalışmış müteahhitlerin bu iddiaları dillendirdiği de biliniyor.
Sayın Çelik, Bozbey ile herhangi bir samimiyeti ya da ortaklığı olmadığını söylüyor.
Ancak Bursa’da bu konu, sanki bir ortaklık varmış gibi kesin bir dille konuşuluyor. Yani benim duyduğum iddiaların kaynağı çoğunlukla Bozbey etrafında çalışmış müteahhitler ve siyasetçiler.
Belge var mı?
Yok.
Öte yandan;
“Faruk Çelik’in elinde büyüdüm” diyen itirafçı Emin ADANUR,
bu iddiaların tam tersini savunuyordu ve
“büyük isimlerin” söylediklerini aktardığını iddia ediyordu.
Peki şu soru sorulmalı mı?
Bu dedikoduların asıl kaynağı Mustafa Bozbey olabilir mi?
Sayın Faruk Çelik’in Atış Yapı örneğinde söylediği
“Benim ismimi kullanarak güç devşirdiler” sözleri,
Bozbey üzerinden de düşünülebilir mi?
Eğer Faruk Çelik doğru söylüyorsa;
evet, bu ihtimal mümkündür.
FARUK ÇELİK NE DEDİ?
Sayın Faruk Çelik, basın toplantısında son derece net bir tutum sergiledi.
Yıllardır hakkında konuşulan, ancak belgeye dayanmayan iddialara karşı artık sessiz kalmayacağını şu sözlerle ifade etti:
“Bugüne kadar ‘cevap vermeyelim, susalım’ dedik.
Taş atanlara gül attık.
Ama buradan açık söylüyorum:
Bugünden sonra taş atan, taşı görür.
Gül atan, gülü görür.”
Ve devam etti:
“Bu algı operasyonlarıyla, sanki bir şey varmış gibi olmayan şeyleri varmış gibi gösterme çabası artık tahammül sınırını aşmıştır.
Susma dönemi bitmiştir.
Artık konuşma dönemidir.”
Sayın Çelik’in çağrısı nettir:
Belgesi olan konuşsun.
Belgesi olmayan sussun.
AMA…
Yüzlerce insanın “eminim” dediği,
fakat belgesi olmayan bir dedikodunun önüne geçmek için
sadece açıklama yapmak yeterli midir?
Asla yetmez.
Belgesi olan varsa, çıksın belgeyle konuşsun.
Yoksa sussun.
Çünkü bu tartışmalar;
bir gazetecinin gazetecilik yapamaz hale gelmesine,
siyasetçilerin “adam tutmakla” yaftalanmasına yol açıyor.
Ve son olarak evet, belgesi olan konuşsun yoksa sussun. Lakin Sn. Faruk Çelik, artık Bursa'da dillendirilmekten öte, yargıya taşınan husularda tarafını belli etmesi gerektiği yönde herkes hem fikir.
Selam ve dua ile..


