Sayın Cumhurbaşkanı, son BM zirvesi ve Beyaz Saray resmi ziyareti, görebilenler için, anlayabilenler için, göz önünde olup bitenleri ile, tonla mesajlar bırakmış, ziyaretin pek çok semboliği vardır.
Yakın geçmişte olanlar ile kıyaslar isek, sadece bundan 100 ciltlik kitap, siyaset bilimciliği ve sosyoloji dallarında doktora tezi bile yazılır esasında.
Türk basınının salt magazinsel yaklaşımları, ana muhalefetin, hamaset ve popülizm dolu, lafı güzaf dolu yaklaşımları ancak trajikomik ve içinde bulunduğumuz zaman zarfında külliyen yanlış ve dahi tehlikelidir.
Devir, dünyanın değişik bir yörüngeye girme devridir, dünyanın yeniden şekillenme devridir.
Bu devirde, Sayın Erdoğan ı devirmek uğruna, Ülkenin kaderini, geleceğini, istikbalini, istikrarını riske atmak, kesinlikle ama kesinlikle yanlış olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir sorumsuzluk ve devlet adamlığına asla yakışmayandır!
Buna daha sonra değineceğiz.
Gelelim New York ve Washington ziyaretlerine, ve asıl nelerin olup bittiğine.
Göz önünde olup bitenlerin dışında, bir de gayri resmi görüşmelere, arka kapı diplomasisine, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelere, ve daha da önemlisi sonuçlarına!
Şimdiden söyleyeyim, bu ziyaretlerin, kısa, orta ve uzun vadede getireceği, çok ciddi ve köklü sonuçları olacaktır, değişiklikler olacaktır.
Hep beraber müşahede edeceğiz bunları.
İlk evvela, ve yineden, Sayın Erdoğanın iradesi ile, tam da BM genel merkezinin karşısında yapılan Türk evi için tebrik etmek istiyorum.
Her ziyaretinde o kadar ispat ediyor ki kendini...
Yakın tarihte, bir kaç ay, hafta öncesinde uluslararası diplomasi alanında yaşananları hep birlikte gördük.
Zelensky nin nasıl aşağılandığını, sonra Alaska zirvesi sonrası, AB temsilcilerini bardak gibi karşısına dizip, ne yapacaklarını dikte etmesini, hep birlikte gördük.
Trump tamamen narsist bir sosyopattır.
Kendisini dünyanın kralı hatta sahibi olarak gördüğü de açıkça ortadadır.
Beyaz Saray ın da belli teamülleri vardır, özellikle de diplomatik davetler ile alakalı kural, kaide ve teamülleri vardır.
Ve biz Trumpın i, Sayın Erdoğanın ziyaretinde bunları erdiğini de gördük.
Sayın Cumhurbaşkanı, bir dünya liderine yakışır bir şekilde, göz hizasında ve eşdeğer olarak karşılanmış ve kabul görmüştür.
Evet, bunlar hep görünenler, ama son derece önemli olan hususlar, zira sadece 23 yıl içinde, Türk devletinin geldiği noktayı gözler önüne sermekte.
Nerede, ezile büzüle ABD hatta AB liderlerinin önünde duran eski Başbakanlar, nerede Sayın Erdoğan’a gösterilen saygı!
Dünya son derece kritik bir evrede, yeniden şekillenme döneminde.
Bu evrede, Türkiye, Türk devleti ve Turan birliği, mümkün olan en iyi pozisyon için çaba göstermekte, büyük bir oranla da bunu başarmış durumda.
Peki, her şey bitti mi?
Hayır tabii ki de, daha her şey yeni başlıyor ve sürekli bir mücadele gerekiyor.
Kimin eli daha güçlü ise, kazanan o oluyor ve önümüzdeki 100 yıla da damgasını vuracaktır.
ABD de, Sayın Erdoğan ın dışında ama dahilinde, pek çok görüşmeler, hatta anlaşmalar yapıldı.
Bunlar arasında, savunma, enerji, teknoloji, ticaret anlaşmaları var.
Elbette Gazze ve Filistin, Suriye, Kuzey Irak, Kıbrıs gibi konular da var.
Şunu diyebilirim ki, Trumpa etki eden, önemli kişiler, kuruluşlar ile, son derece verimli görüşmeler, olumlu olarak yapıldı.
Sayın Erdoğanın temasları, elbette sadece ABD başkanı işe sınırlı kalmadı, hülasa Türk heyetininde.
Türk devleti, her konunda kesin ve kararlı tutumunu sergileyerek, belli konularda kesin ve keskin damgalarını vurdu.
Mesela, AB ülkelerinin Filistin’i resmi olarak tanımalarının, sadece iç siyasetlerinde, kendi halklarının gözlerini boyama çabası olduğunu, de facto, tanınacak bir şeyin ortada kalmadığını, bu tanımalarının, Filistin halkına hiçbir yararı olmayacağını, Gazzeye hiç olmayacağını, diplomatik bir dille de olsa, BM Genel Kurulunda, bu ülkelerin yüzlerine vuran adam, yine Sayın Erdoğan dan başkası değildir.
Türkiye nin bu konuda tutumu gayet net ve kararlıdır.
İçimizde ise, dış politikada hiçbir siyaset üretemeyen ve vizyon olarak da sadece müstemleke uşaklığını benimseyenler, elbette bu son ziyaret karşısında çılgına döndüler, afalladılar.
Onlar ki, Sayın Erdoğanı devirme uğruna, Ülkenin batmasını dahi göze almış bir takım meczuplardır.
Halen eski Türkiye ve eski dünya düzeninin bittiğini anlamayan, idrak ve hazmedemeyenler, iç siyasete bir nebze olsun varlık gösterme uğruna, bu olup bitenleri indirgemek, hatta aşağılamak için, adeta yarışa girdiler.
Ancak bu zavallılar bile, er ya da geç, devrin tamamen değiştiğini, savundukları doktrinlerin artık hiçbir önemi kalmadığını görecekler.
Ama sanırım, o zaman da çok geç olacak.
Dipnot:
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Özgür Özel denilen siyasi figürün/figüranın ağzından çıkanlar, beni son derece rahatsız ediyor.
“Ölümü göze alarak Türkiye yi yeniden kurtaracağız!”
Bu kelime son derece tehlikeli ve dahi sapık!
Birincisi, ölümü göze alan, öldürmeyi de göze alır.
İkincisi, Türk milletinin öz oyları ile seçilmiş bir hükümeti ve lideri var. Bu mu işgalci?
Üçüncüsü, bu söylem, “bizim gibi düşünmeyen herkes düşmandır” gibi bir faşist anlayışıdır.
Yüce Türk milletini düşman olarak görmek, demokrasiyi tanımamak ve dahi, seçilmiş hükümeti ve Anayasal düzenini ortadan kaldırma söylemidir, yani darbe niyetidir.
Buna karşı da yüce Türk yargısını, behemehal göreve davet ediyorum.
Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam.


