Malumunuz, Emanuel Macron Filistin'i tanıyacağınını deklare etti.
Akabinde Trumpın alayına maruz kaldı.
Fakat Trump alay ederken bir cümle kurdu ki, maalesef bu çok doğru.
“Bu karar hiçbir şeyi değiştirmez” dedi.
Doğru, değiştirmez ve değiştirmeyecektir de.
Değiştirmez, çünkü Türkiye nin dışında, hemen hiçbir devletin, milletin demiyorum, devletin, Gazze diye, Filistin diye bir agendası yok!
Acı gerçek de bu.
Fransa Filistin'i tanısa da, tanımasa da, BM İsrail’i kınasa da, kınamasa da, her ne olursa olsun, Siyonist katil örgütü ve işbirlikçileri, destekçileri, her gün, kameraların önünde, bebekleri öldürmeye, savaş suçlarının hepsini işlemeye, soykırım yapmaya devam edecekler!
Hamasete gerek yok, çünkü realite bu!
Uluslararası diplomasi de, örgütlerde konuşulanlar, kınamalar, bilmem daha neler, neler, Siyonist katil örgütüne hiçbir şekilde işlemiyor, umurlarında bile olmuyor, çünkü Uluslararası, güçlü destekçileri var, medyaları var.
Onun için, kuruldukları günden beri sürdükdükleri mezalimi sürdürmeye devam edecekler.
Bu zulümü durdurmanın tek yolu, bu katil sürülerini yok etmektir.
Şimdi gelelim, neden bu kadar pervasızca, tüm dünya kamuoyunun önünde, bu kadar vahşeti, ve de üstelik, alkışlar alarak yapabildiklerine...
Holocaust denilen yüzyılın düzmece katliamı.
Evet yanlış okumadınız, düzmece katliamı.
Hitler rejiminin, sözümona 6 milyon insanın öldürdüğü mezalimin adıdır Holocaust.
Fakat, bu 6 milyonun yüzde kaçı Yahudi idi?
Çünkü Hitler rejimi sadece Yahudileri katletmedi ki.
Sakatları (zihinsel, bedensel), Romanları, safkan Alman olmayanları, Asosyalleri, komünist, sosyalist, muhalif, kim var kim yoksa, toplama kamplarına soktu, öldürdü.
Hülasa, istila ettiği ülkelerden milyonlarca insanı, hem toplama kamplarında ve hem de köle olarak çalıştırarak öldürdü.
Peki, öldürülen Yahudiler kimler di?
Fakir, varlıksız olanlar, siyonist olmayanlar, has Yahudiler.
Diğerleri, ya ülkeyi terk etti, ya da en zengin olanlarının kıllarına dahi dokunulmadı.
• Krupp
• Mauser
• Walter
• Saal, Oppenheim
Bunlar, en zenginlerin sadece bir kısmı ve halen dimdik ayaktalar.
Holocaust aslında siyonizmin en güçlü kalkanı oldu ve bu başından beri böyle planlanmıştı.
Öyle ya, Hitler mezalimine maruz kalan bir millete, ondan sonra, kim ne diyebilirdi ki?
Tam olarak da öyle oldu.
Elbette, Münih olimpiyatlarında, İsrail takımının “başına gelenler” bu dokunulmazlığı daha da perçinleştirdi.
Hitler rejiminin katliamları, hemen her gün, dünyanın her yanında, özellikle de Avrupa’da, kah belgeseller, kaf filimler, kah ise röportajlar yolu ile diri tutulmakta.
Almanya, zaten tarihinden dolayı, Siyonist terör örgütünün tasmalı köpeği, kapı kulu.
Diğer Avrupa ülkeleri, İngiltere, ve tabii ki de ABD, siyonistlerin sımsıkı ellerinde olduğu müddetçe de, Arap devlet yöneticilerinin de o şekilde olduğu müddetçe, Siyonist katiller, istedikleri her şeyi yapar.
Peki bu çark hiç mi durmaz?
Durur.
Ama öyle uluslararası topluluk örgütlerinin kem kümleri ile, mış mış ları ile değil.
Zoru ancak zor bozar.
Kimse, kimseyi kandırmasın, bu savaş kaçınılmaz, belki bu sene olmasa da, önümüzdeki 10 yılın içinde, muhakkak olacak.
Türk devleti, uzun zamandır bu ihtimale hazırlanıyor, hem de her koşulda.
Savunma sanayii, tarım, teknolojik altyapı, haberleşme ağaları, sistemleri, Sosyal medya...
Türkiye her konuda, ama her konuda kendi kendine yetmeli, tamamen bağımsız olmalı.
Bu arada, savunma sanayiimizin ihracatları da sadece satış ve ciro amaçlı değil, tam aksine, stratejik adımlardır.
Bir silah sistemini sattığınız ülke ile, bir şekilde “ kan kardeşliği” gibi bir bağınız oluyor, çünkü teknolojik support, bakım, yedek parça gibi konularda siz bir ortak alan kurmuş oluyorsunuz.
Afrika kıtasında kurulan bağlar da bu derin stratejinin bir parçasıdır.
Türk devleti, kendi inanç ve kültürüne uygun devletler ile her konuda yakınlaşarak etki alanını olabildiğince genişletiyor.
Bu, Batı hegemonyasından sıyrılıp, global bir oyun kurucu seviyesine getirmiştir devletimizi.
Evet, her an, her şeye hazır olmalıyız, çünkü devletimiz, her senaryoya hazır!
Konuşulacaksa hakkıyla, savaşılacaksa da hakkıyla!
Bu lafları Sayın Hakan Fidan, boşuna demedi.
Beni sosyal medyadan tanıyanlar da hatırlarlar.
Bu kabine açıklandığında ben “Savaş kabinesi” demiştim...
Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam


